Basına ve Kamuoyuna,
ÜSKÜDAR’LI HAYVAN HAKLARI SAVUNUCULARI OLARAK SİZLERE, BURADAN YOLU GEÇEN HERKESE SÖYLEYECEKLERİMİZ VAR.
2 yıl önce “Sahipsiz hayvanların yeri sokaklar değil, barınaklardır” şeklinde açıklamalar ile başlayan bir süreçten bugünlere geldik. Artık sosyal yaşama, şehir hayatına uyumlu, yaşadığı bölgede vatandaşlarca beslenip korunan kısır, küpeli sokak köpeklerinin dahi hedef haline getirildiği günleri yaşıyoruz.
Vicdanlı bireylerden oluşan toplumumuza, uygar bir ülkeye ve bir hukuk devletine yakışmayacak biçimde sevgi, saygı ve insanlık duygularının uzağında, yaşam hakkını tanımayan bir kötülük çetesi ortaya çıktı. Bu çete, TOPLATILIP ÖLDÜRÜLMELERİ İÇİN sokak köpeklerine savaş açmış durumda. Bu gidişe, medyadan, bilgi sahibi olmadığı halde ahkam kesenlerin manipülasyonu da eklenince, köpekler sözüm ona canavarlaştırılıyor. Yarattıkları akımın gücüyle, şimdilerde sokakta kedilerin de olmaması gerektiğini savunmaya başladılar. Köpekler ve kediler ile onları koruyan, besleyenler SUÇLU gibi hedefe oturtulmakta.
Geçtiğimiz 100 yıl boyunca sokaktaki hayvanları kâh bir adaya toplayarak, kâh zehirleyerek öldüren belediyeleri gördü ülkemiz. Bu ilkelliği halkımız hiçbir zaman ne benimsedi ne de içine sindirdi. En sonunda, toplumun kuvvetli talepleriyle bir yasa çıkarıldı. 2004 yılında çıkan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, sokak hayvanlarının katledilmesini tamamen yasaklandı. Sokakta yaşayan hayvanların nüfuslarının kontrolsüzce artmaması için KISIRLAŞTIRIP, AŞILAYIP, YERLERİNE BIRAKILMASI yasa ile emredildi. Hem bilim hem vicdan bunu söylüyordu.
2004 yılında çıkan bu kanunun üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen, belediyelerin çok büyük kısmı hala ne kısırlaştırma ekipleri kurdular ne de operasyonlara başladılar.
Kısırlaştırarak yerinde üremenin önüne geçmek varken, yerine HAYVANLARI toplayıp, bir kısmını öldürüp kalanları da BAŞKA ŞEHİRLERE, KIRSALA, ÇÖPLÜKLERE atmaya devam ettiler. Üreme durmadığı için attıkları hayvanların yerine yenileri geldi…toplayıp yine attılar… derken bu, akla, yaşam hakkına, vicdana aykırı döngü hala devam ediyor.
Üstelik sadece bu kadarla da kalınmıyor.
Kedi-köpek üreticilerinin eliyle, “cins” olarak pazarlanan hayvanların bir kısmı, normalde o hayvanın yaşam sorumluluğunu üstlenemeyecek kişilere sadece kar amacıyla satılabiliyor. İşte, satın aldıkları hayvanlara bakamayacak bu kişiler, hevesleri geçince hayvanları terk edebiliyor ya da sokağa atıveriyorlar. Hem belediyeler eliyle hem de kontrolsüz üreme-satış üzerinden hayvanlara yapılanlar hepimizin gözü önünde ve bu kadar açık, bu kadar net ve bir o kadar da yanlışla dolu olarak sürmekte.
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu çok açıktır.
Bu kanunun özünü kavramayan kimi belediyeler ise BÜYÜK YAŞAM ALANLI DEV BARINAKLAR yaparak buralara hayvanları toplamaya, bir başka deyişle istiflemeye başladı. Son yıllarda Türkiye’nin farklı bölgelerinde, belediyelerin bu istif alanlarından dışarıya çıkarılan videolarda, çalışanların ifşalarında, hayvanların bu yerlerde nasıl hastalık, dayak, işkence ve açlıkla öldürüldüğü sayısız kere kanıtlandı.
Bu da gösterdi ki bu DEV hayvan toplama alanları, kontrolden uzak, şeffaf değil ve Bakanlık tarafından denetlenmeleri son derece eksik.
Sadece bu kadar da değil.
Bu yerler hayvan haklarında çalışan sivil toplum gönüllülerine genellikle kapılarını açmıyor. Baroların hayvan hakları birimleri ile bağımsız veterinerlik meslek örgütlerine de sınırlı sürelerle görüntü vererek, içerideki operasyonlarını göstermemekteler.
Olanlar bu kadar denetimsiz ve sorunlu iken, belediyelerin kendi sınırları içinde KISIRLAŞTIRMA ÜNİTELERİ, BAKIMEVLERİ KURMALARI hükmü de yeni 7332 sayılı yasada ek süreler verilerek ötelendi.
Sokaktaki hayvanlar için bütçeler ayıran devletimizde, belediyelerin 20 yıldır sokak hayvanları konusunu sadece elinin ucuyla tuttuğu bakın sayılarla da nereden belli:
Türkiye’de, üç bakanlığımızın yaptığı çalışmaya göre sokaklarda 2 milyon 800 bin köpek yaşıyor.
Türkiye’de 922 ilçe var.
Bu ilçelerin her biri, sadece iş günlerinde, yani yılın 365 günden bahsetmiyoruz, sadece resmi iş günlerinin her birinde 10 köpek kısırlaştırsa, bir yılda 2.200.000 köpek sadece aşılanıp, küpelenebiliyor olur.
Buna, büyük ekipleri ve kaynakları olan 82 büyükşehir ve ili, günde 20 köpek kısırlaştırma ile eklerseniz yılda 400.000 kısırlaştırma daha eklenir… İlçeler ile illeri topladığınızda 2.600.000 köpek 1 yılda kısırlaştırılabilir. Kısırlaştırma sürecindeki doğumları da hesaba katın, en geç 2 yıl içinde köpek nüfusunun tamamen kontrol altına alınacağı açıktır.
Tek çözüm olan KISIRLAŞTIRMA ile 2 yılda üreme kontrol altına alınabilecekken, Tarım Bakanlığı belediyelere söz geçiremediği için ve bazı siyasiler de bilgisizlik ve vicdansızlıktan, ORMANLARA DEV BARINAKLAR KURARAK TOPLAMA ve ÖLDÜRME odaklı çalışmalarıyla ısrarla yanlışlara devam ediyorlar.
İşte biz de Üsküdar’lılar olarak bunlara karşı ilçemizi bilgilendirmek için alanlara çıktık.
Bir Üsküdarlı olarak buradan ANIMSATALIM.
Biz tarihi, gelenekleri ile çok eski bir ilçeyiz AMA sadece bu kadar değiliz. Biz Üsküdar’da eskinin çok sayıda külliyesini, bugün büyük kütüphanelere çevirmiş, okullarımız ve üniversitelerimiz ile bilgi ve bilimle iç içe yaşamaktayız.
15. yy’dan beri seyyahların resmettiği, yazdığı, mahallelerinde sokak hayvanları ile birlikte yaşamayı yerleştirmiş İNSANLARIN bugünkü kuşaklarıyız.
BİZİM KÜLTÜRÜMÜZDE ve BİRİKİMİMİZDE MERHAMET YÜCELTİLİR.
Bizim inancımız, bizim insanlığımız, bizim inanç kodlarımız yaşam hakkını savunur, sokağımızdaki hayvanlarının öldürülmesini, onlara eziyeti kabul etmez. Bizim yaşam tecrübemiz, bilim ve bilgiyi içine almıştır. Bunun ışığında, bizler kısırlaştırılmış, aşılanmış hayvanlarla aynı çevreyi paylaşmayı tecrübe etmiş bir ilçeyiz.
Üsküdar’ın meydanlarına bakın, esnafının, kafelerinin çevresine, parklarına, cami bahçelerine bakın: Biz buralarda sokak hayvanları ile yaşamı yerleştirmiş, mahalle kültürünü hala koruyabiliyor iken münferit şikayetler üzerinden ilçemizdeki düzenimizin bozulmasını istemiyoruz.
İşte bu nedenle kendi ilçemizde HAYVANLARA KATLİAMLAR ZULÜMLER ÖLÜMLER getirecek hiçbir UYGULAMAYA İZİN VERMEYECEĞİZ.
Buna ne yüzlerce yıldan bugüne aktarılan kültür ve inancımız, ne de aklımız ve bilimsel bilgi birikimimiz onay veriyor.
Ve sakın unutmayın! Hayvanların oy hakkı yok ama bizlerin var!
Teşekkürler.
