Yaşamı Paylaşıyoruz, Ya Hakları?

Türkiye’nin dört bir yanında, yaşamı paylaştığımız sayısız sokak hayvanı var. Her gün, bu dostlarımız, açlık, yalnızlık ve çeşitli tehlikelerle karşı karşıya kalıyorlar. 4 Nisan’da kutlanan Dünya Sokak Hayvanları Günü, aslında tam da bu noktaya dikkat çekmeye çalışıyor. Yalnızlık, açlık ve sağlık sorunlarıyla başa çıkmaya çalışan bu dostlarımız için farkındalık ve yardım çağrıları, her gün daha yüksek sesle yankılanıyor. Gelinen noktada, sokak hayvanlarının hakları ve refahı için daha fazla çaba gerektiği aşikar. (İlayda Sorku / Fikir Gazetesi, 5 Nisan 2024)

2021 yılında bir araya gelen Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, bu konuda geniş bir kamuoyu oluşturmak ve toplumsal farkındalık yaratmak konusunda kararlı. Hayvan haklarını odağına alarak eşit, adil ve yaşanabilir bir dünya için çalışan, üreten aktivistler, sivil toplum örgütü temsilcileri ve araştırmacılar tarafından kurulan Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü’nde, sokaktaki hayvanların yaşadığı hak ihlalleri ve gelecekleriyle ilgili yerel yönetimlerden medyaya, üniversitelere kadar geniş bir kesimi harekete geçirmeye çağırdı. Öncelikle, mevcut yasal düzenlemelerin sokak hayvanlarını korumada yetersiz kaldığını belirterek, TBMM’ye yeni bir yasa tasarısı çağrısı yaptı. Bu tasarının sokak hayvanlarını koruyacak ve bilimsel çözümleri hayata geçirecek şekilde olması gerektiği vurgulandı.

Ayrıca yerel yönetimlere seslenilen çağrıda, İl Hayvan Kurulu toplantıları düzenleyerek, yerel gönüllüler, hak savunucuları ve yerel yönetimlerin bir araya gelip bölgesel kısırlaştırma projelerini hayata geçirmesi gerektiği vurgulandı.

Çağrının hedefinde medya da vardı. Yapılan açıklamada, medyanın sokak hayvanları konusunda doğru ve etik haber yapması gerektiği belirtilirken sokak hayvanlarının haklarına yönelik kamu spotlarının yayınlanması da talep edildi.

Son olarak, üniversitelerin ve akademisyenlerin de sokak hayvanları hakları konusunda aktif rol alması gerektiğini vurgulayan Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, panel ve sempozyumlarla geniş kitlelere bilgi ulaştırılması ve hak savunucularının pratikte temsil edilmesi için çağrıda bulunarak tüm kesimleri birlikte mücadele etmeye davet etti.

“KATLEDİLEN HAYVANLAR İÇİN ADALET YERİNİ BULAMIYOR”

Avukat Melike Özdemir Ballı ise, Türkiye’de hayvanlara ilişkin tek ve en temel kanunun 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu olduğunu vurgularken; 2021 yılında yapılan düzenlemeye dair, “2021 yılında ev hayvanı ve evcil hayvan olarak tanımlanan hayvanlar için öldürme, işkence, tecavüz, dövüştürme gibi fiillere hapis cezası getirildi ancak bu cezalar maalesef yeterli ve caydırıcı değil. Cezaların yetersizliği ve hayvan düşmanı politikalar nedeniyle birçok fail cezaevine adım dahi atmadan, ıslah edilmeden hiçbir şey olmamış gibi aramızda dolaşmaya devam ediyor. Şiddet artarak topluma yayılıyor ve maalesef katledilen hayvanlar için adalet yerini bulamıyor.” ifadelerini kullandı.

“BELEDİYELER BARINAKLARDA, HAYVANLARI ÖLÜME MAHKUM EDİYORLAR”

Ballı, barınakların neredeyse hepsinin soğuğun, açlığın, hastalığın ve ölümün olduğu bir tecrit merkezi olduğunu belirtirken, “Biz barınakları ölüm kampı, toplama kampı olarak tanımlıyoruz. Aslında mevzuatımızda barınak diye bir kavram da yok. Kanunda geçici bakımevi olarak tanımlanıp hayvanların tedavi, aşılama, kısırlaştırma gibi nedenlerle geçici bir süre için kalacağı yerler olarak düzenlenir. Fakat uygulamada barınaklar, hayvanların müebbet hapse mahkum edildiği ve genellikle öldükleri/öldürüldükleri yerler olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Belediyeler hukuka ve vicdana aykırı bir şekilde hayvanları yaşam alanlarından koparıp barınak adı verilen toplama kamplarında açlığa, hastalığa, bilinmeze, ölüme mahkum ediyorlar.” dedi.

“Konya’da kafasına kürekle defalarca vurularak öldürülen canımız, hemen herkesin bildiği bir örnektir ancak maalesef bu olay münferit değil. Açlıktan birbirini yiyen, donarak ölen, türlü işkenceler gören, uyutma adı altında öldürülen, canlı canlı gömülen, katledilen hayvanlar var.” ifadelerini kullanan Ballı, barınaklar arasında iyi bir örnek gösteremeyeceğini dile getirerek, “Yıllardır var olan birlikte yaşam kültürümüze sahip çıkmamız ve bu dünyanın yalnızca bize ait olmadığını anlamamız gerekiyor.” dedi.

“HAYVANLARI SEVİP SEVMEMEKTEN BAĞIMSIZ OLARAK…”

Hayvan haklarını koruma noktasında yalnızca yasaların yeterli olmayacağını fakat caydırıcı yaptırımların çok önemli olduğunu dile getiren Ballı, ayrıca eğitimin önemine değindi:

“Çok önemli bir başka faktör ise eğitim. Hayvanları sevip sevmemekten bağımsız olarak hayvanların hak sahibi olduğu ve haklarına saygı gösterilmesi gerektiği her alanda anlatılmalı, bilgilendirici ve eğitici yayınlar ile toplumun bilinçlenmesi sağlanmalı, nefret söylemlerinden, ayrıştırıcı dilden vazgeçilmeli. Kedi ve köpek özelinde baktığımızda daha bilinçli, haklarına daha saygılı olduğumuz söylenebilir ancak genel olarak hayvanlara yönelik yeterli bir bilince sahip olduğumuzu düşünmüyorum. Temelde bakış açısının değiştirilmesi, tür ayırt edilmeksizin hayvanların hak ve özgürlüklerinin olduğunun kabul edilmesi gerekiyor. Bu konuda başta okullar olmak üzere eğitimler verilmesi, yasal düzenlemelerin yapılması çok önemli. Medyanın rolü de çok fazla. Ayrıştırıcı, türcü bir dil kullanmadan yapılan haberler, bilgilendirici yayınlar, üretilen her bir içerik çok kıymetli.”

“BELEDİYELERİN GÖREV İHMALLERİNİN BEDELİ HAYVANLARA ÖDETİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

Son dönemde sokak hayvanlarının toplatılmasına yönelik tartışmalara dair belediyelerin ihmallerine dikkat çeken Ballı, çözüm için kısırlaştırmayı işaret etti:

“Başıboş ifadesi yerine sokakta yaşayan hayvan ifadesini kullanmayı tercih ediyorum. Son zamanlarda oldukça körüklenen nefret söylemleri ile şiddetin teşvik edilmesi ve algı operasyonlarının bir sonucu bu bence. Biz yüzyıllardır hayvanlarla bir arada yaşayan, onlarla ekmeğimizi suyumuzu bölüşen, üşümesinler diye üzerlerini örten, onlara evler yapan vicdanlı bir toplumuz. 2004 yılından beri 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yer alan kısırlaştırma görevini yerine getirmeyen belediyelerin görev ihmallerinin bedeli hayvanlara ödetilmeye çalışılıyor. Çözüm yıllardır söylediğimiz gibi, TBMM Araştırma Komisyonu raporunda da yer aldığı gibi kısırlaştırma. Belediyeler hayvanları sokaklardan ve kendi sınırlarından arındırmak için gösterdiği çabanın birazını kanunda yazan görevlerini yerine getirmek için göstermiş olsaydı, belediyeleri denetlemesi gereken kurumlar denetimlerini yapsaydı, caydırıcı yaptırımlar olsaydı bugün bu konuyu konuşuyor olmayacaktık. Çözüm hiçbir zaman öldürmek ya da hapsetmek olamaz, buna asla izin vermeyeceğiz.”

Haber dosyasının tamamını bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.

Yorum bırakın