Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi Basın Açıklaması, 18 Şubat 2024, Beykoz / İstanbul
Çocuklara, kadınlara, hayvanlara tecavüz eden, şiddet ve işkenceyle öldüren katiller serbestken, başımızdaki ve aday siyasiler hangi ahlaktan, hangi güvenli sokaklardan bahsediyor? Daha kısırlaştırma yapacak yeterli alanı bile olmayan belediyelerin tüm köpekleri devasa tecrit merkezlerine hapsetmeye girişmesi, hangi hukuka, vicdana ve inanca sığıyor?
Basına ve kamuoyuna,
Yaşamdan, hak ve hukuktan yana olan tüm insanlara sesleniyoruz.
Bugün, 2024 yerel seçimleri öncesi, kent sakinleri olan dostlarımızın, kedi ve köpeklerin sesi ve oyu olmak için buradayız. Eşit, adil, yaşanabilir bir dünya için bir araya gelen Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi ve hayvan hakları savunucuları olarak, yerel seçimler öncesinde Kadıköy, Sarıyer, Beşiktaş, Üsküdar gibi İstanbul’un farklı ilçelerinde tek ses olduğumuz eylemlerimize şimdi Beykoz’da devam ediyoruz.
Burada sesimizi duyan vatandaşları, tüm canlılar adına barışçıl, kapsayıcı, eşitlikçi hak ve adalet politikaları geliştirilmesi için harekete geçmeye, kendi yerellerinde örgütlenerek hayvanların sesi olmaya, birer seçmen olarak oylarını yaşamdan yana kullanmaya çağırıyoruz.
İNSAN OLMAYAN HAYVANLAR İÇİN BURADAYIZ, ÇÜNKÜ:
Sokaklarımızda birlikte yaşadığımız köpeklerin “itlaf”, “toplama” ve “uyutma” adı altında kitlesel toplatılmalarının ve katliamlarının yeniden tartışmaya açıldığı, 2024 Yerel Seçimleri’nde ülkede başka hiçbir sorun yokmuşcasına hedef tahtası haline getirildiği bir dönemden geçiyoruz. Neredeyse her gün bir belediyenin, vatandaşın hayvan katliamına, eziyetine, şiddetine tanık oluyoruz.
- Yasal ve yasadışı hayvan üretimi ve satışı yasaklanmazken ve denetlenmezken,
- Hayvan bakımı ve barınaktan sahiplendirme bilinci sistemli bir şekilde aşılanmazken ve işlemezken,
- Belediyeler tarafından kısırlaştırma ve aşılama yapmak yerine hayvanlar dağ başlarına, çöplüklere, otoban kenarlarına atılarak daha da çoğalmaya, sefalet içinde yaşamaya ve ölüme mahkûm edilirken,
- Görevlerini yapmayan yerel yönetimlere, belediye başkanlarına hiçbir yaptırım uygulanmazken,
- Eğitim müfredatında ve ana akım medyada hayvan haklarına dair farkındalık artıcı içerikler ve uygulamalara yer verilmezken,
Doğmak dışında hiçbir suçu olmayan hayvanların “başıboş” diye yaftalandığını, düşman ilan edildiğini, geldiğimiz durumun en büyük sebebi olan nefret dilinin bizzat yetkililer tarafından körüklendiğini görüyoruz.
BURADAYIZ, ÇÜNKÜ:
Cumhurbaşkanlığı söylem ve genelgeleri baş tetikleyici olmak üzere;
- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum ve Yeniden Refah Partisi, “çocuklarımız tehdit altında, annelerimiz endişe içinde” mesajları ile güvenli sokaklar yaratma vaadinde bulunmuş, “ahlak” kisvesi altında ebeveynlerin hassasiyetini ve çocukları sömürerek, gerçekleri çarpıtmakta ve kendi yasal sorumluluklarını gizlemektedir.
- Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, “kısırlaştırmayla bu iş çözülemez” diyerek, uzman veteriner hekimlerce uygulanabilir olan tek bilimsel çözümü keyfi şekilde yok saymaktadır.
- İstanbul Valisi Davut Gül, “Sahipsiz köpek olmaz. Bu hayvanların bir sahibinin olması gerekiyor” diyerek hayvanları birer mal gibi lanse etmektedir.
Yerel yönetimler ve siyasi partiler tarafından defalarca hayvanları koruma maskesi altında ortaya konan bunlar gibi hukuka aykırı eylem ve açıklamalar, köpeklerin türlü hastalıklara maruz kalacakları alanlarda insandan uzak mutsuz ve sağlıksız yaşamlar sürmelerine, kapalı kapılar ardında işkence görmelerine ve hesap vermeyecek şekilde, gizlice öldürülmelerine sebep olacak.
Çocuklara, kadınlara, hayvanlara tecavüz eden, şiddet ve işkenceyle öldüren katiller serbestken, başımızdaki ve aday siyasiler hangi ahlaktan, hangi güvenli sokaklardan bahsediyor? Daha kısırlaştırma yapacak yeterli alanı bile olmayan belediyelerin tüm köpekleri devasa tecrit merkezlerine hapsetmeye girişmesi, hangi hukuka, vicdana ve inanca sığıyor?
BURADAYIZ ÇÜNKÜ:
Canlı yayında bir grup tarafından işkence edilen sokak hayvanlarının görüntüleri hala zihnimizdeyken:
- Düzce’de hayvanların toplandığı alanda ölü ve hasta yavru köpekler bulundu.
- Fatsa’da bir belediye çalışanı bir köpeğin boğazına ip bağlayarak yerden yere vurdu.
- İzmir Çiğli’de bir vatandaş, bir gecede 13 köpeği zehirleyerek 11’ini öldürdü.
Peki, 2021’de güncellenen ve “sahipli/sahipsiz” hayvanlara yönelik şiddet ve işkenceye “hapis cezası” getirdiği söylenen “sözde” Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında, toplumsal tehdit oluşturan bu katillere 2023 yılında ne ceza verildi, biliyor musunuz? Peki, katiller şu an nerede, biliyor musunuz?
Kağıt üzerinde geçen hapis cezalarının hepsi 3 yılın altında kaldığı ve sicillerine işlenmediği için asıl katiller “başıboş” bir şekilde sokaklarda, aramızda dolaşmaya devam ediyor.
- Eros isimli kediyi asansörde, 6 dakika boyunca botlarıyla tekmeleyerek işkence ile öldüren şahıs, sadece 1 yıl 3 ay hapis cezası ve üstüne iyi hal indirimi aldığı için elini kolunu sallaya sallaya mahkemeden çıktı. Kendisiyle her an sokağınızın bir köşesinde karşılaşabilirsiniz!
Soruyoruz: Bu katillere üst sınırdan ceza verilmesi için daha ne yapması gerekiyor? Caydırıcı olmayan ve suçu teşvik eden cezasızlık politikalarıyla, katilleri aramıza salarak kimi koruyorsunuz?
90’lı yıllarda canlı canlı çöp konteynırına atılıp preslenerek öldürülen köpeğin çığlıklarını ve korku dolu bakışlarını ekranlardan hatırlayan var mı? Bugün o köpek sokaklarımızda, barınaklarda, ormanlarda ve şehrin çeperlerindeki çöplüklerde yaşam savaşı vermeye devam ediyor. Yıllar içinde bazıları kapalı kapılar altında iğneyle öldürülüp barınakların dibine açılan toplu mezarlara gömülürken, bir kısmı da kitleler halinde toplanarak açlıktan ölmeleri, birbirlerini yemeleri için ormanlara, köylere atıldı. Hayvan düşmanı veteriner hekimler şu an kliniklerde, barınaklarda görev yapmaya devam ediyor! Tecrit ve katliam odaklı bu düşmanca uygulamalar hiçbir zaman çözüm olmadı.
Şimdi ise, hukuksuzca çıkarılan Cumhurbaşkanlığı genelgeleriyle iktidar, belediyeler ve Tarım ve Orman Bakanlığı mevcut kanunları alenen çiğniyor, hiçbir çekinceleri olmadan resmen suç işliyor. Kendilerini kanundan ve hayvandan üstün görerek tepeden inme nefret söylemlerini toplumun her kesimine yaymaya çalışıyorlar.
Buna izin vermiyoruz, vermeyeceğiz! Çünkü Türkiye hâlâ, sokakta yaşayan hayvanlara yemek ve su verilen, kışın onlara barınacak yerler yapan, hayvana şiddet vakalarının büyük bir tepkiyle karşılandığı bir kültüre sahip.
Türkiye’nin sokak hayvanlarıyla ilgili olarak öykündüğü Avrupa’yla teması, çarpık bir modernleşme ve ekonomik uçurumu kapatmak için kapital kaynak arayışı odaklı.
Bu sermaye ve meta arayışının ayaklarından biri hayvanlar ve doğa. Hal böyle iken bu politikaların hedefindeki halka, doğaya, tüm hayvanlara topyekûn saldırılarla geri dönüşü; 6306 sayılı kanunla soylulaştırma yapılarak mahalle sakini hayvanlar ve onlara bakan mahallelileri yersizleştirmek, yurtsuzlaştırmak oluyor. Yeni barınak ihaleleriyle rant devşirmek ve yandaş müteahhitler güçlendirilmek isteniyor.
BURADAYIZ ÇÜNKÜ:
“Doğal yaşam alanı” adı altındaki tecrit ve toplama kamplarında neler yaşandığını Konya, Beykoz, Keçiören gibi sayısız karanlık ve kanlı örnekten gördüğümüz üzere,
- Sokakta yaşayan hayvanların aşılanıp, kısırlaştırıp, tedavi edilerek sokaklarda, gözümüzün önünde yaşamaya devam etmesinin adil ve etik olan tek çözüm olduğunu biliyoruz.
- Hayvanlara yüklenmeye çalışılan, ancak belediyelerin sorumluluktan kaçmasından kaynaklanan mevcut durumun tek çözümünün, ortadan kaldırılmaya çalışılan Hayvanları Koruma Kanunu’nun 6. maddesinin uygulanmasından geçtiğini biliyoruz.
- Uygulanmamış olan bir kanun maddesinin kaldırılması halinde sorunlara çözüm bulunabileceği iddiasının gerçekçi ve mantıklı olmadığını yıllardır deneyimliyoruz.
- 2019 yılında hazırlanan TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nda tek etkili çözümün kısırlaştırma olarak vurgulandığını biliyoruz.
Tüm sorunların sebebi insanlar iken, hayvanları ölüme gönderecek hiçbir seçeneğin yaşamdan yana olan kimsenin nezdinde meşru olmadığını tekrar ediyoruz. Sonuna kadar hayvanların yaşam hakları için mücadele edeceğimizi gerek kurumlara gerekse sokak hayvanlarının toplatılmasının çözüm olacağına inanan kişilere buradan bir kez daha duyuruyoruz.
“Başıboş” olanlar köpekler değil, yıllardır Türkiye’nin sırtına çökmüş, nefret siyasetiyle toplumu kutuplaştıran yöneticilerdir; bir bebekten katil yaratan, öldürmeyi ve tecavüz etmeyi bir ülkenin kültürü haline getirmeye çabalayanlardır. Artık yeter! Dostlarımızı düşmanlaştırarak birlikte yaşama kültürünü baltalayan, onları “doğal yaşam alanı” adı altında ölüm kamplarına tıkma vaadiyle seçim malzemesi haline getiren siyasilere oy vermeyeceğiz. Gerici ve faşist düşmanlık politikalarına boyun eğmeyeceğiz. Yaşamak haktır. Hayvana, insana, yeryüzüne özgürlük!
Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi
